Etiketler

, , ,


Çocuğumun ihtiyacı olan her an yanında olmalıyım… (Hadi ama gerçekçi olalım, bu ihtiyacı tek hisseden o mu?) Beni özler, ister, hep yanında ister… (Yoksa ben mi?) İşe gittiğimde onun için travma olur… (Hmm, bugün tanıdığım, annesi çalışan kaç arkadaşım psikopat acaba?) Eksik kalır bir yanı… Başka kimse dolduramaz o boşluğu… (Yüreğimde bir boşluk vardı da Bilgeyle mi doldurmaya çalışıyorum acaba?)

….

Şimdi sıkı dur blog, belki de ilk defa yazıyorum; Takıntılarım var benim! Özellikle anne olduktan sonra hayatımı yaşamayı zorlaştıran. Beni hep ikilemde ve çelişki içinde bırakan. Bu yüzden doğumdan sonra döndüğüm 15 aylık iş dönemi dışında 7/24 Bilgeyle birlikteydim. Kendim ilgilenmek istedim. Öyle ya; çocuk benim çocuğum, değil mi? Bu anne olarak benim en doğal hakkım. Anneanne ve babaanne bile olsa kimseye bırakmak istemedim. Takıntılıyım ya! Kontrol manyağıyım…

Her şeyiyle ben ilgileneyim durumu, 4 senede annesine bağımlı bir çocuk haline getirdi Bilge’yi. Eşim yoğun çalıştığı için babayla olan iletişimin zayıflığını da ben üstlendim. Hep Bilgeyleydim. Aktif olarak. Oyunlar araştırdım, buldum, yaptık, oynadık… Hangi oyunlar gelişimi için uygun, farklı hangi materyallerle tanıştırabilirim? Bu ay hangi kitabı alsam ilgisini çeker? -Kendi okuduğum kitaplar, makaleler de, çocuk gelişimi/psikolojisi olarak tür değiştirdi- Yaşının genel özellikleri neler? Ona yansıtılan sözler psikolojisini nasıl etkiler? Ben onun her sözünü sabırla dinledim. Uzun cümleler kurar, anlatacağı şeyi anlaşılır anlatır ama beklemek gerekir. Ben gözünün içine baktım.

Bilge’nin kahvaltısı,
Bilge’nin oyunları,
Bilge’nin sebze çorbası, mayalanmış yoğurdu,
Bilge’nin psikolojisi,
Bilge’nin sağlığı,
Bilge’nin meyve saati,
Bilge’nin akşam yemeği,
Bilge’nin banyosu,
Bilge’nin çişi dişi,
Bilge’nin kitapları,
Bilge’nin uykusu…
Dünyamın “biricik” varlığına, tüm gücümle kendimden verebileceğim her şeyi verdim.

Bugün dönüp baktığımda yaptıklarımda yanlış görmüyorum, yine olsa yine yapardım. (Bayan uslanmaz!) Benim bugün yaşadığım pişmanlık; doz aşımı ve orantısız ilgi! Kendimi bu kadar yok saymış olmak. Her şeyin bir yeri, zamanı ve dozu olduğunu hep hatırlamak gerekir. Ama ben ilk çocuk, mükemmellik takıntısı, vicdan muhasebesi falan derken dozu biraz (!) kaçırmışım.

İşte o noktada Zeynep’in her yanı annelik olmuş, Bilge’nin de her şeyi annesi olmuş. Ve aslında bu ikimize de iyi gelmemiiiiş.

Şimdi ben bana dönmeye çalışırken, Bilge okul olayında benden ayrılmak istemezken biraz zorlanıyoruz.

Ama aşacağız.

Bilge okula başladı. Aslında 2 ay oluyor ama araya hastalık girdi, kar tatili girdi derken aralıksız 2 haftayı yeni tamamlamıştık ki bugün yeniden kar tatili!

Tabi kolay olmuyor, şu ara günlerimiz çok ama gerçekten çok zor geçiyor. Şimdiye kadar evde annesiyle olan Bilge için her gün belli bir saat aralığında gittiği, içinde kuralları olan, öğretmenler ve arkadaşlar gibi daha önce hiç tanımadığı insanlarla iletişim kurmak ve sosyalleşmek durumunda kaldığı ‘okul’ kavramı çok yeni bir şey. Ben onun ‘en iyi arkadaşı’ olmuşum ve şimdi kendi yaşıtlarıyla oynamanın tadını bilmiyor.

Çokça sinir krizleri, inatlaşmalar, çatışmalar yaşıyoruz bugünlerde. Okulun ilk haftalarında resmen moralim bozuldu. Haydeee, işe giderken ayrı kaldım diye vicdan yaparken şimdi de hep birlikte olduk, benim yüzümden böyle oldu diye düşünüp suçluluk duydum (kendini üzmek konusunda üstüme yoktur valla). Okulun aynı zamanda uzman psikolog olan kurucusu sevgili Ayşegül Hanım bir ara Bilge’yi bırakıp beni de toparlamak zorunda kaldı:) (Okuldan şu anda çok memnunum, biraz daha deneyimleyince bunu ayrıca bir yazıda yazacağım).

İşin özü ‘önce sen!’ imiş. Evet, ‘önce ben’. Eğer ben varsam diğer herkes, her şey var. Nokta.

Reklamlar