Etiketler

, , , ,

Pazar günü Pınar Mermer’in verdiği oyuncu anne babalık eğitimindeydim. Pınar Hanım’ı gazetede yazdığı köşe yazılarından, blogundan ve sosyal medyadan tanıyor ve takip ediyordum. Bu workshop duyurusu da mail listesine kayıt olduğum Psikoloji İstanbul’dan geldi.

Eğitim çok faydalı ve keyifliydi. Açıkçası 4 saat boyunca çok eğlendik. İçimizdeki oyuncuyu çıkartmaya çalışmak ise ayrı bir deneyimdi.
oyuncu anne baba

Oyun, çocukların dilidir

dedi Pınar Mermer. Eh madem öyle, biz de çocukların dilinden anlayabilmek için oyun oynamayı bilmeliyiz sonucu çıkıyor:) Bu yüzden eğitimde bol bol oynadık, bol bol muhabbet ettik; hem eğlendik hem öğrendik…

Oynadığımız oyunlarla rollere girdik, çocuğumuza empati yapmanın önemini hatırladık. Seslerimizi, mimiklerimizi, beden dilimizi kullanmanın pratiğini yaptık. Bir sürü paralar verip çocuğumuzu renkli, ışıklı, ‘zeka geliştirici’ oyuncaklara boğmak yerine basit oyunlarla yaratıcılığını geliştirip, sorumluluk sahibi olabileceği oyunlar kurmak konusunda ufkumuz açıldı. Çünkü sistem bizi öyle bir hale getirdi ki “hangi oyuncağı alayım, çocuğum neyle ne kadar oynadı, şimdi bu oyuncakla oynayarak hangi yeteneğini geliştirmiş oldu” sorularının neredeyse matematiksel hesabını yapmaktan gerilen bendenize çok faydalı bir çalışma oldu.

“Oyunlarla çocuklara sorumluluk verebilir, hayata dair pek çok şey öğretebilirsiniz.” diyen Pınar Mermer’in önerdiği oyunlardan ‘teknede bir aile’ oyunu tam olarak böyle bir örnekti. Oyunun kurgusu ailece hayali bir tekneye binip elimizdeki küreklerle azgın sulara karşı mücadele vermek ve karaya ulaşmaya çalışmak. Sadece bu örnek bile evdeki malzemeleri kullanmayı (bebeklik küveti bir tekne olabilir), çocuğa sorumluluk vermeyi (kürekleri çekmekle görevlendirilebilir), hayal gücünü geliştirmeyi, karaya çıkmaya çalışırken problem çözmeyi öğretiyor.

Eğitimde oynadığımız bir başka oyun olan ‘dans hocası’ da çocuğa farklı bakış açısı kazandırmak için çok eğlenceliydi; herkesin ortak bildiği ku vak vak şarkısını her katılımcı farklı melodilerle söyleyip dans etti, diğerleri de onu taklit etti:)

Diğer oyun önerilerinden bazıları; Dur-Bekle-Başla oyunu, deve-cüce, sıcak-soğuk, sessiz sinema, beş taş, kulaktan kulağa… Çocukluğumda hep oynadığımız bu oyunları unutmuş olmama şaşıyorum!

Eğitimde altını çizerek durduğumuz konulardan biri “yüklerden kurtulmak” idi. “Çocuklar yaşadıkları problemlerin çoğunu paylaşmaz içlerine atarlar” diyen Pınar hanım, çocukların sıkıntılarından kurtulmaları ile ilgili birkaç yol önerdi. “Çöpleri atalım” da bunlardan biriydi. Çocuklara çöpleri gösterip biriktirirsek ne fena kokacağını açıkladıktan sonra istemediği duygularının bir resmini yapmasını söyleyebiliriz. Yazı ya da resim yoluyla duyguların döküldüğü kağıtlar ise çöpe atılır. (Bu yöntem büyüklerde de işe yarıyor, en azından denemek lazım)

Çocukla oyun konusunda aldığım notlar arasında şu maddeler de vardı…

– Oyun sırasında durup dururken ağlayan çocuk muhtemelen önceki bir hayal kırıklığını hatırlamış olduğu için ağlıyordur. Böyle bir durumda tek yapılması gereken çocuğa ağlaması için müsade etmek, yanında olmak, müdahele etmemektir.
– Oyun sırasında çocuğa karışmamalı, oyunu o yönetmek istiyorsa buna izin verilmeli.
– Bir oyun zamanı belirlenmesi, oyunu başlamayı ve bitirmeyi de kolaylaştırır. Ancak oyun zamanını telefon, kapı vs hiçbir şey bölmemelidir.
– Ebeveyn sürekli çocukla oynamak durumunda değildir. Çocuğun tek başına oynamayı da öğrenmesi gerekir. (Ben aralıksız Bilgeyle oynadığım için bu detay dikkatimi çekti)
– Oyun bir görev değildir. Çocuk içinden oyun oynamak geliyorsa oynar.

Benim de içimden yeniden çocuk olmak geldi. Belki bu mümkün değil ama en azından çocuğumla oynarken yeniden çocuk olmak gibi bir fırsatım var, bu çok keyifli:)

Pınar Mermer’i tanıdığım için çok mutlu oldum, güler yüzü ve tatlı dili ayrıca verdiği bu eğitim için çok teşekkür ederim:)

Reklamlar