Etiketler

, , , ,

aletha solter

Bana göre biz “zamane anneleri” nin işi çok zor. Bloğunu severek takip ettiğim Esma Hanım’ın duyguları (http://annelikilhami.blogspot.com/2013/07/cocuk-psikolojisi.html) tam da hissettiklerimle (ve eminim birçok annenin hissettikleriyle) aynı. Çünkü çok okuyup çok biliyoruz ve edindiğimiz her yeni bilgi neticesinde, davranış şeklimizin çocuğumuzun psikolojisinde ve kişiliğinde etkileyici unsur olduğunu öğrenince -kendi adıma söylüyorum: psikopata bağlıyorum!-

Neyse ki okuduğum bir kitap -yeni bilgiler edinsem de- kafamda bir çok şeyi açıklığa kavuşturdu. Öncelikle kitabın ebeveynler tarafından mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Paylaştıklarım çok özet kalmış olacak ama dilerim okumayanlar ve okumak isteyenler için bir ışık tutmuş ve fikir vermiş olur.

O zaman hadi buyrun “Çocuğunuza Kulak Verin” bakalım:)

İlk bölüm olan “gözyaşları ve öfke nöbetleri” aslında kitabın ana konusu. Bir balık olduğumdan bol bol ağlayan biri olarak ağlamanın faydalı bir şey olduğunu savunan Aletha J. Solter’in kitabında yazdıkları içime su serpti.

Çocuğum neden ağlıyor, ağladığında ne yapacağım?
Konuşmayı bilmeyen bebek ihtiyaçlarının giderilmesi için ağlar ancak konuşmayı öğrenmişse neden hala ağlıyordur? Eğer fiziksel bir acısı, ağrısı, hastalığı yok ise;

  • stresle baş etmek ve ruhsal sağlıklarını korumak,
  • acı verici duygularından arınabilmek,
  • kısıtlı bilgileri nedeniyle yaşadıkları kafa karışıklıklarını gidermek,
  • günlük can sıkıntılarının ve hayal kırıklıklarının üstesinden gelebilmek için ağlarmış.

Bize düşen ise sadece; çocuğumuzun her zaman neden ağladığını bilmemiz gerekmediğini bilmek ve ağlamasını kabul etmekmiş. (Kendimi bu konuda oldukça başarılı buluyorum; ne kadar sabırlı olduğuma ben bile şaşıyorum!)

Bir araştırma yapmışlar (bana çok ilginç geldi):

araştırma

Frey; “Ağlamak yalnızca vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlamaz, aynı zamanda gerginliği de azaltır” diyor. Kitapta da dediği gibi; “doğa bile bu yöntemi kullanıyor, hamilelik ve emzirme döneminde hamile kadının vücudunu gerginlik ve toksinlerden uzak tutmak için kadını ağlamaya daha yatkın hale getiriyor.”

Yazara göre çocuk ağladığında yapılmaması gereken şeyler;

  • emzik, yemek ya da oyuncak vererek dikkatini dağıtıp ağlamasını bastırmayın.
  • “ağlamayı kesmezsen ben sana ne yapacağımı biliyorum” diyerek kızıp tehdit etmeyin.
  • “git odanda ağla” deyip cezalandırmayın.
  • “tamam tamam hadi sus, ağlanacak bir şey yok” deyip duygusunu küçümseyip hafife almayın.
  • “bebek gibi ağlama” deyip onu utandırmayın.
  • gözyaşlarını tutmasını marifet olarak nitelendirmeyin.

E ne yapalım peki? Duygusunu anlayın. “Şu anda gerçekten üzgünsün, değil mi?” deyip bunu ona hissettirin. Ona sarılın! Böylece onu ağladığında da sevdiğinizi bilsin. Sebepsiz yere ağlayan çocuğun şımarıklık ettiğini düşünmeyin; eğer ağlamaya ihtiyacı varsa bir bahane mutlaka bulur. Çocuklar biriken gerilimlerini boşaltmak, streslerini gidermek, korkularını yenmek, acılarını dindirmek için ya normalden fazla bir şekilde güler, konuşur ya da ağlar veya öfke nöbetlerine başvururlarmış.

Çocuklar stresini boşaltana kadar ağladıktan sonra rahatlar ve hiçbir şey olmamış gibi oyunlarına devam ederler. (Bunu ben Bilge’de çok yaşıyorum) Siz sadece bunun olmasına izin verin hatta ona ağlamasını sağlayacak güveni verin. “Öfke nöbetlerine karşı kabul edici bir tutum takınmak daha sık tekrarlanmasına neden olmaz mı?” sorusuna Aletha J. Solter’in çok beğendiğim cevabı:

Öfke nöbeti, dışkılamaya benzer fizyolojik bir boşaltım sürecidir. Nasıl bağırsakta biriken dışkının boşaltılması daha fazla dışkılamaya neden olmuyorsa, yeterince ağlayan çocuk da daha fazla ağlamaz.

Ayrıca anne babaların çocuklarının yanında duygularını göstermesi ile ilgili yazdıkları da bana iyi geldi. Çocuklarımızın yanında da ağlayabileceğimizi ancak böyle bir durumda “dağılmadığımızı” onlara hala bakabileceğimizin güvenini vererek, üzüntümüzün ya da öfkemizin nedeninin kesinlikle çocuğumuzun kendisi olduğu hissetmesine neden olmadan duygularımızı göstermek olumlu bir deneyim bile olabilirmiş. Böylece çocuklar her yaştan insanın ağlayabildiğini ve ağlamanın çocukça bir şey olmadığını görmüş olurlarmış.

Bende aynı fikirdeyim; dozunda açığa çıkan duygular çocuk için de olumlu. Anne babaların zayıflıklarını, gözyaşlarını çocuklarına göstermemesi çocuğun büyüdüğünde kendi eksikliklerini kabul edememesine ve mükemmellik takıntısı oluşmasına neden olabilir diye düşünüyorum.

Bunlar 1. bölümün özetiydi. Korkular, oyun ve oyuncaklar, arkadaşlar, davranışlar, yaşamla ilgili aslında kitaptan daha çooook paylaşmak istediğim şey var ama çok uzun bir yazı olacak. Onları da diğer yazımda aktarayım…

Reklamlar