Etiketler

,

ilk buluşma

Ameliyathane soğuk muydu çok hatırlamıyorum, lenslerim olmadığı için nasıl bir ortamdı bilmiyorum ama ekip çok iyiydi, neşeliydi, rahattı, ilgiliydi. (Hastaneden genel olarak memnun kaldığımı söyleyebilirim) Buna rağmen beni ameliyat masasına oturttukları anda “doktorum nerede? Uğur Bey gelmeden bana bir şey yapmayın” dedim. Güldüler. Uğur Bey’e sonsuz bir güvenim oluşmuştu muayene seanslarında. İyi ki varsın, seni tanışım canım doktorum Uğur Kal:) Bu arada ben epidural spinal anestezi ile doğum yaptım. Doğum masasına yatana kadar doğumla ilgili hiçbir şey araştırmamıştım, okumamıştım. (Ben gibi bazı insanlar için bazen hiçbir şey bilmemek en iyisidir!) Sadece doktorumun anlattığı kadarıyla bilgi sahibiydim; bu yeterli, rahatlatıcıydı. Otururken ne yapacaklarını açıkladılar… Ardından belimde bir soğukluk hissettim -hiç acı yoktu- ardından yatırdılar. Uğur Bey de gelmişti işte:)

Ve önüme perde çekildi, uyuşma oldu, ameliyat başladı… Koluma bağladıkları tüpün içine ne ilaç verdilerse çenem bir düştü, bir düştü! Öyle ki Uğur Bey “kızım sana ne içirdiler, çok hoşuma gitti ben de içeyim” dedi. Sonra konu tatillerden falan açıldı, Bozcaada, Gökçeada… Bu arada doğumdayız he, Bilge’yi çıkartmaya çalışıyorlar, aralarda biraz tansiyonum düşüyor, başımdan hiç ayrılmayan doktorun elini sımsıkı tutuyorum, diğer eli başımda saçımı okşayıp tansiyonum düştükçe beni rahatlatmaya çalışıyor ama ben “iyiyim, iyiyim ben iyiyim, ay ay ay şimdi tansiyonum düşüyor işte, evet, tamam geçti geçti şimdi iyiyim, di mi iyiyim di mi?” diyerek durumum hakkında onlara bilgi verip sözde işlerini kolaylaştırıp kendimi garantiye alıyorum:) Tüm ekibe sonsuz kere teşekkürler!

Aradan doktorum “kızım ben buradan zor çıkartıyorum bunu, sen nasıl çıkartacaktın bilmiyorum” diyor neşeli sesiyle ve ekliyor “bak haberin olsun normalden biraz fazla kesmek zorunda kaldım.” Diğerleri karnımın üstüne bastırıyor, kaburgalarıma, bastırıyor bastırıyor, ulen normal doğuruyorum da haberim mi yok acaba ya da bana mı öyle geliyor? Karnımda bir şeyler olduğunu hissediyorum ama acı hissetmiyorum. Kıpır kıpır bir şeyler oluyor gibi, sanki karnım su dolu bir leğen ve içinde çamaşır yıkanıyor gibi hissediyorum. Çok garip bir duyguydu gerçekten. Üstelik o kadar heyecanla bekliyordum ki azıcık bir süre bile bana o an uzun geliyordu.

Ve işte… karnımdaki çamaşır yıkama olayı daha da sarsıcı hale geldi ve bir anda, durdu! İnsan o anı unutamıyorum der dimi? Bense hatırlamıyorum! Resmen film 2 – 3 saniyeliğine koptu. O anda Bilge bağırdı mı? Doktorlar sevinç nidaları attı mı:) Hatırlamıyorum! Film Bilge’nin bebek masasına yatırılması ile devam etti ve…

Nihayet! Bebeğimin ilk sesini duydum! Miniğimi yanıma getirdiler kokusunu çektim içime, mis gibi kokuyordu! Çok tatlı, dünyamı güzelleştiren dünya güzeli bir kızım olmuştu. (Tabi bunu tesadüfen gözü benim gibi 6 derece miyop olan ekipteki bir kızın gözlüğünü takarak görebildim) Dokuz ay içimde büyüttüğüm, sevdiğim, kavuşmak için sabırsızlandığım canım kızım Bilge saat 07:57’de 3.740 gram, 56 santim olarak sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi.

Bilge’yi hazırlayıp bebek odasına götürdüler. Sekizi yirmi geçiyordu beni hala dikiyorlardı sanırım. Beni dikişleyip paket yaptıktan sonra koridora çıkarttılar. Kendimi iyi hissettiğim ana kadar yanımdan biri ayrılmadı. Saat dokuza yaklaşıyordu. Doğumu atlatmış, kızıma kavuşmaya hazırdım. Artık odaya gitme vakti gelmişti…

Reklamlar